Replicator teknolojisi

Uzay Yolu’nda (Star Trek Voyager) çok kullanılan bir teknoloji; enerjinin maddeye dönüştürülmesi ile istenilen ürünün üretibiliyor olması.  Hani bazılarına komik geliyor ya, Kaptan Janeway geliyor, makineye “Coffee…Black…One Sugar” falan diyor, kahve yoktan var oluyor…

Sınırsız bir enerji kaynağıyla birleştiğinde insanlığın tüm maddi problemlerine çözüm olabilecek bir teknoloji bu… zaten o yüzden Star Trek evreninde para kavramı kalmamış ya.  Aslında barışı, refahı ve dostluğu sağlayabilecek, ne güzel bir çözüm!

Fakat bu sınırsız bolluğun ve rahatlığın, insan ruhunun kötü yanlarını tamamen yok edeceğini düşünmek saflık olur.  Korkunç bir nüfus artışı olabilir… Üstelik toprak ve egemenlik kavgalarını besleyecek sınırsız bir üretim kaynağı da elde olacak.  Belki de insanlığın sonunu getirecek bir teknoloji olacak.

Kim bilir?

The Sarah Connor Chronicles – 2. ve 3. bölümler

Dizinin ikinci ve üçüncü bölümlerini de yeni seyrettim, dayanamayıp iTunes’dan satın aldım, ilk iş serviste işe giderken seyrettim. Bölümler sırayla “Gnothi Seauton” ve “The Turk” adında… Aslında dosyaları iTunes’la indirirken bir heyecan duymadım değil. Ama çok da beklentim yoktu. Zaten maalesef de durum bu yönde gelişti. Bu dizi ile ilgili olarak sürekli gıcıklık yaptığımın farkındayım, belki de çok takmamam lazım… evet. neyse…

Dizi bir şekilde tuttu sanırım, dolu dizgin gidiyor. İkinci bölümde Sarah tüm takım için sahte kimlikler almaya çalışıyor. Bunun için de Terminator II filminde birlikte takıldığı Enrique ile buluşuyor. Bunun dışında John da annesinin eski erkek arkadaşının evine giriyor. Herhalde hala bir baba arayışı içinde… Üçüncü bölümde ise Sarah ölen Dyson’un karısını ziyaret ederek ek bilgi almaya çalışıyor. Bu bilgiler ışığında da genç bir bilgisayar dahisinin evinde yaptığı süper bilgisayarı buluyor. “The Turk” adı bizi heyecanlandırıyor tabii, ama hikayesini bilmeyenler için wikipedia makalesini okumanızı tavsiye ederim.

Bu dizi fena değil ama hala 100% alışamadım, sürükleyici öğeler var, belki yavaş yavaş oturacak. Seyredip göreceğiz, ama keyifli olduğu kesin! Fox’un resmi sitesinin linki de şu: http://www.fox.com/terminator/

Bu blogu okuyanlar içinde diziyi seyredenler varsa fikirlerinizi merak ediyorum.

Kirk’le Spock


Bizdeki Atatürk-İnönü misali, birinci adam ve ikinci adam ya da usta-çırak hikayeleri popüler konulardan biri. Bazı kişilikler çatışıyor, bazıları daha uyumlu…ama hep içinde sadakat, vefa, uzun yıllar süren dostluklar.

Benim de Kirk ve Spock karakterleri ile ilgili hissiyatım bu yönde. Kirk hep öndedir, karizmatiktir, içinden geldiği gibi davranır, neye mal olursa olsun sonunda hep kazanır. Kuralları çiğner, emirlere karşı gelir, hep bir asilik içindedir. Star Trek III – The Search for Spock filminde örneğin, Spock’u bulmak için Atılgan’ı kaçırır, hatta peşindeki gemiyi Scotty’e sabote ettirir, olaylar sarpa sarar, Klingonlular oğlunu öldürür. Ama karizmasıyla hep gönüllerde taht kurar, işini bilir yani.

Spock ise sadece yarım kan Vulcan’lı olmasından dolayı Kirk’e hafif bir duygusal bağlılık içindedir. Mürettebata da bağlıdır bu arada. İkinci adam olmasına rağmen hiç garezi yoktur, hatta Star Trek VI – The Undiscovered Country filminde, politik aracı rolüyle Kirk’ün fikirlerine karşı bir tutum sergileyecek, açıkçası Kirk’ü gıcık da edecektir. Ama buna rağmen her zaman Kirk’ün yanında olur ve destekçisidir. Spock’u oynayan Leonard Nimoy‘un aslında bağımsızlığını da yavaştan ilan etmeye başladığı, yönetmenliğe soyunduğu ve ilerleyen filmlerde prodüktörlük de yaptığı düşünülürse, sonunda belki de “boynuz kulağı geçmiş” demek gerekecektir zaten.

Bu ikisinin ilişkisiyle ilgili YouTube’da komik bir video buldum, çok hoşuma gitti:

Yeni bir dizi: The Sarah Connor Chronicles

Geçenlerde iTunes’da BK dizilerine bakarken yeni bir tane dizi gördüm, adı “The Sarah Connor Chronicles”. Ben 19 Ocak günü baktığımda daha henüz iki bölümü vardı, ilkini de zaten ücretsiz veriyorlardı. Tabii ben bile böyle bir şeye dayanamam, hemencecik indirdim ve seyrettim.

Zaten işi bilenler hemen anlıyor ne olduğunu, ama yeni nesil için bahsedelim: Sarah Connor nam hanımefendi Terminator filmlerinin vazgeçilmez karakteri, dünyayı kurtaran adamın annesi gibi bir karakter. İlk Terminatör filminde ana karakterdi, ikincide de yine çok ağırlıklı bir karakterdi, ama yavaştan yerini büyümekte olan oğlu John’a bırakıyordu tabii. Bu rolü Linda Hamilton oynadı, iki film arasındaki kas yapısındaki artış ve karizmadaki yükseliş de gözümüzden kaçmadı. Bence üçüncü filmde olmaması iyi olmadı, ama ne yapsın kadın artık anneanne misali her yaşta da robot şeyedemezsin ki… Anlayışla karşılayarak Arnold ile idare ettik, seksi kötü kadın robotu boşveriyorum, ciddiye alınacak bir yanı yoktu.

Neyse çok uzattık. Nerde kaldıydık… ha, neyse işte bu dizi de Terminator 2′den sonraki dönemde geçiyor, Sarah J. Connor ve oğlu John’un hayatta kalma macerasını ve başlarından geçenleri anlatmayı amaçlıyor.

Ben açıkçası oyunculardan çok etkilenmedim, oyunculuk olarak gayet iyi olduklarına eminim, ne de olsa belli tecrübede genç oyuncular. Fakat karakterlerin yapılarında memnun olamadığım noktalar var.

Sarah Connor rolündeki Lena Headey fena değil ama Sarah karakterindeki o sertliği ve savaşçılığı yansıtamıyor, Linda Hamilton’dan sonra kesmiyor açıkçası. Büyük ihtimal dizi tutar da uzun süre oynarsa, alışacağız ve hoşlanacağız, ama ilk seyirde tatminkar değil. Orijinal karakterde de bir umutsuzluk vardı ama bu meydan okuyan, savaşarak ölmeye kararlı bir umutsuzluktu… Lena Headey biraz yumuşak kalmış bunu vermek için.

John rolündeki evladımız Thomas Dekker de beni tatmin etmedi. Hikayenin zaman planına göre bakarsak, John daha önceki Terminator 2 sırasında daha fırlama ve atılgan bir kardeşimizdi… Halbuki bu pilot bölümdeki karakter biraz daha pırsık, korkak ve açıkçası (kimse alınmasın) kız gibi derler ya, öyle olmuş. Belki mantıklıdır, büyüdükçe riskler daha iyi görülüp korkaklık artabilir.

Son olarak robot Cameron rolündeki Summer Glau’ya ise laf yok… Serenity filminden tanıdığımız Summer olayı gayet iyi kotarmış, o konuda yorum yapamıyorum, blog yazacağız diye boş boş yazmaya gerek yok yani. Sadece tek diyebileceğim, bu dizi bence Summer sayesinde tutarsa tutar!

Terminator rolündeki arkadaşı saymıyorum burada, açıkçası bir 30 kilo versem de beni koysalar daha iyi oynardım… dermişim.

Birkaç baba sahne ve kurgu var; 1963′te gönderilip 1999 için hazırlık yapan teknik ekip, hazırda bekleyen zaman makinesi ve cıbıldak zaman yolculuğu olayı, Terminator robotu ahanda diye dağıtan baba silah… var tabii, birşeyler var, seyredilir yani.

Toparlayalım:

Dizi pek sürükleyici değil, aksiyon sahneleri güzel ama onlar da tabii Arnold’u aratıyor. Hani Friends bittikten sonra Matt Le Blanc’ın Joey karakteri ile Joey adında spinoff dizi çıkmıştı ya, onu hatırlattı bana bu dizi… Ne kadar başarılı olacağı meçhul, ama eğlencelik olarak güzel. İşleri zor tabii, Terminator serisinden sonra insanları mutlu edecek birşeyler çıkarmak daha da zor. Bir Türk olarak hemen “Sizin de işiniz zor be kardeş” diyeyim o zaman. Terminator franchise olarak konuyu özleyenler için tatmin edici. Ben açıkçası çok beğenmedim ama herhalde dayanamayıp satın alıp seyredeceğim. Böyle bir basiretsizlik yaparsam da burada yazarım paylaşırız.

Fox’un Fall Preview sayfalarından İngilizce olarak daha fazla detay okumak isterseniz http://www.fox.com/fallpreview/new/sarahconnorchronicles.htm

Özet Değerlendirme:
Karakterler: 7/10
Kurgu: 8/10
Görüntüler: 8/10
Aksiyon: 8/10
Genel: 8/10

Son olarak Sarah Connor ile ilgili daha fazla bilgi için İngilizce Wikipedia’ya bakabilirsiniz: http://en.wikipedia.org/wiki/Sarah_Connor_(Terminator)