Memento filmi ve düşündürdükleri

Aslında Memento’nun dışında da bilim kurgu tarafında rastladığımız “hafıza” konusu bu beni düşündüren…

Payback’teki hafıza silme teknolojisi, Total Recall’daki sanal hafıza satınalma fikri, William Gibson’un matrix ve johnny mnemonic klasikleri, Richard Morgan kitaplarında geçen “stack”ler içindeki insan kişilikleri… İnsan kişiliğinin ve hatıralarının dijital şekilde depolanabilmesi, bunun dijital ortamlarda taşınabilmesi ve hatta başka bedenlere aktarılabilmesi öyle ya da böyle çok işlenen bir konu.

İnsanın “ruh” diyebileceğimiz enerjisini kaydedip taşıyabilmek mümkün mü acaba?  Vücutlarımız bir şekilde bunu yapan biyolojik makineler değil mi aslında?  Şu anda kendimizi fiziksel olarak vücudumuzla özdeşleştiriyoruz.  Birkaç vücut değiştirip birkaç standart insan ömrü uzunluğunda yaşadıktan sonra artık vücutlarımız ile kendimizi özleştirmiyor olacağız sanırım?

Kişiliklerin ve hatıraların değişebildiği, silinebildiği, eklenip çıkarılabildiği bir dünyada gerçekten değişik karakterler olarak var olabilecek miyiz?

Literatürde İstanbul


Sabah giyinirken aklıma geldi… Okuduğum ve içinde İstanbul’dan bahsedilen iki tane bilim kurgu romanı var (eminim benim bildiklerimden daha fazlası da vardır).

Artık klasiklerden saydığımız (sayıyoruz değil mi?) Neuromancer romanında, William Gibson romanın kahramanı Case ve ekibini İstanbul’a getiriyor. Gelmelerinin sebebi Peter Riviera’yı toparlamak.

Diğer bir roman da Thirteen, Richard K. Morgan’ın yeni kitaplarından… Yazar bir süre İstanbul’da yaşayıp İngilizce öğretmenliği yaptığı için olsa gerek, çok detaylı bir İstanbul anlatımı var, üstelik önemli yan karakterlerden biri de Sevgi adında bir Türk kızı.

Bu romanlar ve yazarla ilgili daha fazla yazacağım, ama bu arada sizin bildiğiniz içinde İstanbul geçen başka bilim kurgu romanları da varsa lütfen iletin, merak ediyorum.