Yumurta mı tavuktan… ?!?!

Bilim Kurgu literatüründe bahsi geçen, daha sonra da gerçek hayatta gerçekleşen çok fazla buluş vardır.  Bunlar arada sırada basında da çıkar.  Bizim basın zaten doğrudan internet sitelerini takip edip bu tür ufak haberleri Türkçe’ye çevirip kullanmaya bayılır.

En ünlü örnek Jules Verne (Jül Vern okunur) tarafından yazılan Denizler Altında Yirmi Bin Fersah.  Bu kitapta anlatılan denizaltı teknolojisinin ve zamanının ilerisinde giden elektrik uygulamalarının ileriki yıllarda gerçek olmasından bahsediyorum.  Üstelik bir denizaltının kitaptaki ile aynı ismi alıp yine kitaptaki gibi kutbun altından geçmesi de yazara yapılmış bir saygı ifadesi olsa gerek.

Bunun dışında Asimov’un daha 30′lu 40′lı yıllarda yazdığı robot hikaye ve romanlarının, çok yakında gerçek olduğunu hep beraber göreceğiz.  Eminim bu alanda da bilimadamları, Asimov’a saygı çerçevesinde benzer isimler kullanacak, hatta belki Asimov’un ünlü 3 Robotik Kanunu hayata geçirilecek.

Dr. Frankestein’ın ünlü yaratığını biraz düşündüğümüzde, bugün konuşulan organ nakli, klonlama, kök hücre gibi konulardan çok da uzak olmadığını düşünüyorum.

Tabii, buna paralel yapılmış çok öngürü hatası da var… Yazarlar bunları da itiraf etmeken çekinmiyor, Asimov’un robot hikayeleri derlemelerinden birinin önsözünde yazdığı gibi… Örneğin çok hikayesinde kullandığı dev bilgisayar Multivac’ın günümüzde ne kadar geçersiz olduğunu gördük:  dev değil minyatür cihazlara doğru gitti teknoloji.  Bina büyüklüğünde ve transistörlerden oluşmuş o dev bilgisayarlar yerine, küçük çiplere, ve belki de organik mimariye ya da nanoteknolojiye giden bir mimari var bugün.

Artık bilimkurgu yazarları da çok karmaşık konulara girmeye başladı.  Asimov robot ve bilgisayarları yazarken, şimdiki yazarlar quantum, uzay dokusunun eğrilmesi, nanoteknoloji, gravitonlar gibi egzantrik teknolojilere ve milyonlarca yıla yayılan zamanlara yöneliyor.

Bunun da sebebi gittikçe ilerlemekte ve karmaşıklaşmakta olan gerçek hayattaki bilimsel ortam olsa gerek.

Literatürde İstanbul


Sabah giyinirken aklıma geldi… Okuduğum ve içinde İstanbul’dan bahsedilen iki tane bilim kurgu romanı var (eminim benim bildiklerimden daha fazlası da vardır).

Artık klasiklerden saydığımız (sayıyoruz değil mi?) Neuromancer romanında, William Gibson romanın kahramanı Case ve ekibini İstanbul’a getiriyor. Gelmelerinin sebebi Peter Riviera’yı toparlamak.

Diğer bir roman da Thirteen, Richard K. Morgan’ın yeni kitaplarından… Yazar bir süre İstanbul’da yaşayıp İngilizce öğretmenliği yaptığı için olsa gerek, çok detaylı bir İstanbul anlatımı var, üstelik önemli yan karakterlerden biri de Sevgi adında bir Türk kızı.

Bu romanlar ve yazarla ilgili daha fazla yazacağım, ama bu arada sizin bildiğiniz içinde İstanbul geçen başka bilim kurgu romanları da varsa lütfen iletin, merak ediyorum.